CANIM BABAM......BABALAR GÜNÜ KUTLU OLSUN ....VEFAT EDEN BABALARIN DA MEKANLARI CENNET OLSUN

 Sevgili Okurlarım,

                                                      

    Dün ''Babalar Günü''ydü. Benim için her gün Babalar Günü. Bugün biraz rahmetli babamı sizlere anlatayım istedim. Her daim kalbimde olan ve her gün ruhuna fatiha yolladığım, canım babamın ruhu şad, mekanı cennet olsun.

    Rahmetli annemin ve kendisinin de anlattığına göre; Babam Konya'da doğmuş. Ancak o henüz bir yaşındayken annesi vefat etmiş. Babamın üç ablası varmış, o tarihte Onlar da küçüklermiş. Babamın babası Hasan Baba (dedem),  Konya'lı bir hanımla evlenmek zorunda kalmış. Bu hanım sefayı seven bir hanımmış. Çocuklara fazla önem vermemiş. Babam, ortaokul çağına gelince tek başına gizlice Konya'dan İstanbul'a gelmiş ve kendisini Kuleli Askeri Lisesi'ne yazdırmış. Bunu duyan babası İstanbul'a O'nu geri götürmeye gitmiş. ''Neden buraya geldin oğlum, neden bana haber vermedin ?'' diyen babasına: ''Baba beni zorlama, ben asker yetişeceğim,  ordunun subayı olacağım, vatanıma subay olarak hizmet vereceğim'' demiş. Rahmetli babası (Hasan dedem) de  babamın kararlılığını görünce O'nu Kuleli Askeri Lisesi'nde bırakmış ve Konya'ya geri dönmüş. 

    Babam Kuleli Askeri Lisesi'ni bitirdikten sonra Türk ordusunun subayı olmuş.1938 tarihinde, yani Atatürkümüz'ün hastalığı senesinde, babam O'nun emriyle Hatay'ı Fransızlardan almaya gönderilen subaylardanmış. Babam gururla söylerdi ve daima ''Ben, Atatürk'ün subayıyım'' der ve gözleri dolardı...

    Babam Hatay'a Kilis'ten geçmiş. Annem Kilis'in Yavaşça ailesinden Nafi dedemin tek kızıymış. Annemi babam Kilis'te tanımış, Hatay'ı Türk topraklarına kattıktan sonra Kilis'e geri dönüp annemle evlenmiş..

    Babamın görevi dolayısıyla devamlı tayini çıkardı. Biz ilk üç kardeş her sınıfı bir Anadolu ilinde veya kasabasında okuduk. Üç kardeş olarak doğum yerlerimiz de farklı farklı yerlerdir. Mesela ben Erzurum'un Pasinler kasabasında, rahmetli  kız kardeşim  Özcan Sarıkamış'ta, rahmetli Yalçın Ağabeyim Dörtyol'da, Nafi kardeşim de  İzmit'te doğmuş.

    Babam, uzun boylu (herkesin de ifade ettiği gibi) fiziki hali ve yüzü, kıymetli Atatürk'ümüze benzeyen,  Atatürk aşığı bir babaydı. Mesleğini çok seven, mesleği gereği haftalarca eve gelemeyen babamızı çok özlerdik. Ya tatbikatta, ya nöbette veya görevli bir yerlerde olurdu. Eve geldiğinde yorgun olan babam yemekten sonra odasına çekilir ve günlerce uyuyamadığı uykuyu uyurdu. Annem: ''İzin verin babanız uyusun, uyanınca sizlerle olacak'' derdi. Bizler de babamızı uyandırmamak için gürültü yapmaz, O'nun uyanmasını beklerdik.

    Babam sert görünen ve çok ciddi bakışlı bir subaydı. Ama o sert babamızın sıcacık ve sevgi dolu yüreği vardı. Askerlerine acırdı, kimsesizlere, fakirlere, yetim çocuklara yardım etmeyi ihmal etmezdi. Bizlere de ''İnsanları sevin, yardım edin, elinizden gelen iyilikleri yapın'' derdi. Evde bizlere kızarsa, en kötü sözü ''Kızım yavrum yapmayın ..'' hitabıyla başlayan sözüydü.

    Anne sevgisi bilmeyen babam, bütün sevgisini bizlere ve anneme vermişti. Ben doğunca adımın başına 'Şerife' adını koydurmuş. Çünkü Şerife, babamın tanımadığı annesinin adıymış. Babam beni daima ''Anamın adı, ağzımın tadı'' diye severdi...

    Babam, biz Ortaokul ve lise çağlarındayken, vakti olduğunda  bizlere matematik, geometri, cebir ve tarih öğretirdi. Çok iyi bildiği bu konuları uzun uzun anlatırdı, öğrenmemiz için elinden geleni yapardı. Sıkıldığımızı anlayınca da ara verelim, sonra yine gelin yanıma derdi. Tabi biz oyuna dalar, babamızı atlatma yoluna giderdik.

    Çocukluğumuz döneminde babamın varlığı bizlere büyük destekti. Babamız bizlere daima güven verdi, destek oldu, güç verdi. Nurlarda yatsın...

    Babam kız çocuklarının okumaları ve okutulmalarından yanaydı. ''Her kız çocuğu mutlaka okutulmalı, bir meslek sahibi yapılmalıdır'' derdi. ''İlim ve fen insanı olacaksınız, kızım'' der bizi daima yönlendirirdi. Bizleri boş görünce ve kendisinin de vakti olunca yanına çağırır ''oturun karşıma'' der ve Atatürk'ü, hayatını, savaşlarını, başarılarını, kahramanlıklarını, görüş ve düşüncelerini, devrimlerini Osmanlı dönemini, padişahları, hikaye anlatır gibi bizlere anlatırdı. O kadar coşkuyla, inanmışlıkla, sevgi ve sevinçle, hisli ve heyecanlı anlatırdı ki Bizler de O'ndan etkilenerek heyecanla O'nu dinlerdik.

    Babam 1960 İhtilali'nde kıdemli piyade albayıydı ve bu rütbe ile emekli oldu. Sonra Konya Et ve Balık Kurumu'nun Müdürü oldu. Daha sonra da sivil hayatı bırakıp özlediği ve çok sevdiği memleketi Konya'da aldığı Meram Bağları'na döndü.

    Konya'da lise son sınıfı okudum. Konya Erkek Lisesi'nden mezun oldum. Konya'da okuduğum dönemde Meram bağlarında ağaçlar içinde, iki dere üstünde olan üç katlı köşkte kalıyorduk. Sonradan öğrendiğim üzere, bu evin ilk maliki bir millet vekiliymiş ve Atatürk'ü bu evde ailecek misafir etmişler. Tarihi günleri olmuş bu evin... Ben İstanbul Üniversitesi, hukuk fakültesinin imtihanlarını kazanınca, hukuk okumam için  babam bizi annemle İstanbul'a gönderdi. O tarihten itibaren kendisi yazları meram bağlarında, kışları İstanbul'da bizlerle kaldı. Hayat böyle devam etti.

    Meram bağlarını babam sevmekte haklıydı. Suyu, temiz havası, çeşit çeşit meyve ağaçları, ürkütücü sesiyle akan dereler, tam bir doğa harikasıydı. Ne yazık ki, o vefat edince Meram bağlarını ve diğer arazilerini sattık. Çünkü artık İstanbul'da yerli olmuştuk, dönemezdik.

    Babamı annemle bir gün kontrol için Gata Askeri Hastanesi'ne götürmüştük. Subay olan görevli doktor bizleri güleryüzle karşıladı. ''Buyurun komutanım, anlatın lütfen'' der demez, babam benim anlatacak bir şeyim yok, hanımefendiler rahatsızlıklarını anlatsınlar'' demez mi? Suskun kaldık. Doktor durumu anladı. Babamı zorla getirmiştik. Doktor babama: ''Komutanım, siz Atatürk'ü hiç gördünüz mü ?'' diye sordu. Babam hemen: ''Ben Atatürk'ün subayıyım, görmez miyim !'' deyince, doktor subay hemen hazırol'a geçti ve selam çakarak: ''Atatürk'ü gören o gözlere saygım büyüktür komutanım'' deyip, babamı muayene odasına götürdü.

    Babam daima: ''Nefes sayılıdır kızım, sayı biterse nefes de, hayat da biter; Sonumuz toprak olmaktır, ölümden korkulmaz'' derdi. Çok şaşırırdık. İlim ve irfana önem veren babam, ne diyor diye bakardık...

    Annemin anlattığına göre babamın amiri olan ''Gümüş Pala'' Paşa, babama: ''Hakkı, sen cengaversin, kuvvetlisin, tuttuğunu koparan bir yapın var, senin soyadın BAHADIR olsun'' demiş; ve O'na  'Bahadır' soyadını aldırmış.

    Kandıra'da ortaokula giderdim. Bir gün okuldan döndüğümde, evimizin kapısının önünün insan dolu olduğunu gördüm. Baktım, babam deli bir atın üstünde, alaydan gelmiş. Atın ön ayakları yukarıda, babamı atmak istiyor. Babam dizgininden öyle bir tutmuş ki, o deli atı sakinleştirdi ve babam attan inip atı askere verip eve girdi. Bu ata kimsenin yanına dahi yaklaşamadığını söyleyenler, babamın bu mücadelesini de hayret ve heyecanla izlediler.

    Babamın bu tür çeşitli ve çok maceraları vardı. Gözü pekti, azimli ve ısrarcıydı. Mesleğinin adamıydı. Çünkü mesleğini çok severdi. Askerleri O'nu anlatırlarken: ''O bizim subay babamız'' derlerdi.

    Babam tatbikattan gelen askerlere soğumuş yemek yedirmezmiş. Mutlaka yemekleri ısıttırırmış. Eti bol sebzeli yemek yapılacak, dermiş. Onlar'a yemek dağıtılırken bir süre izlermiş. Teftişlerde babamın bölüğü birinci gelirmiş. Babam titiz,  temiz ve düzenden yana bir insandı. Alayda da O'nun asker koğuşları birincilik alırmış.

    Babam Çorum'un İskilip'ine Şube Reisi olarak tayin olmuştu. İskilip'te kadınlar tek gözlüydüler. Yani siyah uzun çarşaf giyer, tek gözle bakarak yürürlerdi. Çok mutaasıp bir yerdi. Biz iki kız kardeş bisiklete binerdik ve İskilip'te gezerdik. Tüm insanlar bize bakardı. Ama babam güvenlik ve kontrol amaçlı arkamızdan asker yollarmış, haberimiz olmazdı. İskilipli erkekler: ''Bunlar şube reisinin kızları'' der, bizleri hoşgörürlermiş. Babamız sayesinde Anadolu'nun her yerinde huzur ve mutlulukla yaşadık  ve okuduk. Nurlarda yatsın, babacığımın sayesinde..

    Sevgili okurlarım, daha çok hatıralar var, şimdilik bu kadar yazayım. İnsan 78 yaşına da gelmiş olsa daima 'BABAM' diyor. Babam ''benim kalemdi, dayanağımdı, yol gösterenimdi'',  O'nsuz olmak, kimsesiz kalmakmış meğer...

    Yazıma son verirken hayatta olan babalarınızın babalar gününü kutluyor, onlara sağlıklı ve  uzun yaşamlar diliyorum, Babaları hayatta olmayan okurlarımın babalarının  ve benim babam da dahil, tüm babaların mekanları cennet olsun diyorum. 

Saygılarımla... 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KOVİD-19

CLEOPATRA Tarihi Değiştiren Kadın

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE KİŞİLİK HAKLARI